Yeni Bir Heyecan                                                                           

Antalya, özellikle 1990’lı yıllarda, kültür ve sanat alanında önemli gelişmeler yaşadı. Daha sonra Senfoni Orkestrası’na dönüşen Oda Orkestrası’nın kurulması, Devlet Tiyatroları’nın perdelerini açması, Opera ve Balenin gösterilerine başlaması; bunların tümü1990 yılları – 2000 yılları arasına sığdırıldı.

Kente farklı sanat kurumlarının gelmesi, toplumsal baskının oluşmasının getirdiği sonuçlardı. Antalyalılar düzenledikleri imza kampanyaları, toplantılarla taleplerini dile getirdiler, gerekli duyarlılığı gösterdiler.

Daha sonra yaşanan süreçte, kentlilik bilincinin, baskı unsuru olmanın nitelikleri kaybolup gitti.

Günümüzde, bir kültür-sanat kurumunun hayata geçirilmesi, yaşatılması konusunda yeterli çabanın gösterileceğini düşünmüyorum. Artık her şey, bireyciliğe dönüşmüş durumda. Ortada böyle bir görüntü dururken kültürel, sanatsal etkinlikler düzenlemenin bir anlamı var mı? sorusu akla geliyor. Bence, elbette var. Hem kentte yeni açılımlar sağlanması, hem de var olanın yeni boyutlar kazanması için gerekli kültür sanat etkinlikleri.

Antalya Altın Portakal Film Festivali kısa bir süre önce 46.yılını geride bıraktı. 46 yıl bir kent ve sinema alanı için önemli bir birikimi ifade ediyor. Ancak, beraberinde bazı soruları da getiriyor. Bunca yıl içerisinde Festival niye kendi kadrolarını oluşturamamıştır, kendi kimliğini ortaya çıkaramamış ve kurumlaşamamıştır sorusu geniş bir şekilde tartışılmalıdır.

Özellikle, kurumlaşma olmadığı için, Festival, iktidara gelen yönetimlerin dünya görüşüne göre şekilleniyor. Bu konuda Hüseyin Şanlı’nın basında yer alan son açıklaması iyi değerlendirilmelidir.

Bir kültürel ve sanatsal etkinliğin kurumlaşması yolunda en önemli işlevi izleyici görür. O beklentisini ortaya koyar, koyduğu beklenti doğrultusunda etkinliğin içeriği biçimlenir.
Bilinçli izleyicinin oluşması ise, Festival’e konu olan sanat alanının yıl boyunca gündemde tutulması, tüketilmesi ile mümkündür.

Antalya örneğine tekrar dönersek; yılın belirli bir ayının belirli günlerinde düzenlediğimiz Festivalle sinemayı hatırlıyoruz, ondan sonra unutulmaması, gündemde kalması için hiçbir çaba harcamıyoruz.

Böyle olunca, Festivalin kime yönelik olacağı, içeriğinin nasıl doldurulacağı tartışmaları sürüp gideceğe benzer.

Dünyanın önemli film festivaline ev sahipliği yapan Berlin’de Altın Ayı dışında, sinemayla ilgili yıl içerisinde irili ufaklı 70’e yakın etkinlik gerçekleşmektedir. Son on yıldır uluslar arası boyut kazanan ve kendisine saygın bir yer oluşturan Selanik ve kısa sürede uluslararası boyut kazanan Saraybosna  Film Festivalleri için de aynı şey geçerlidir. Bu iki kent sadece düzenledikleri Festivallerle yetinmiyorlar, sinema sanatını tüm bir yıla yaymanın olanaklarını
zorluyorlar.

20-21-22 Kasım 2009 tarihleri arasında düzenlenecek olan 1. Antalya Limon Kısa Film Günleri bu düşüncelerden yola çıkarak hayata geçirildi. Antalya’nın, bütün bir yıla yayılan sanatsal kültürel etkinliklere ihtiyacı olduğu düşüncesi öne çıkarıldı. Ayrıca, kentte var olan ancak yeterince değerlendirilmeyen sinemaya ilginin gündeme getirilmesi amaçlandı.

1. Antalya Limon Kısa Film Günleri’nin internet ortamında duyurulmasından sonra alınan tepkiler doğru bir iş yapıldığının kanıtıydı. Alanya Sinematek, Antalya Kısa Film Topluluğu, Sinema Kulübü gibi oluşumlar etkinliği destekleyeceklerini bildirdiler.

Antalya’da, sanatın farklı alanlarında düzenlenecek etkinlikler son dönemde oluşan bir alışkanlığı da kırabilir düşüncesindeyim. Kentimizin önemli kültür sanat, düşünsel kurumlarına, Antalya ortamını bilmeyen insanların “ ithal “ edildiğini hepimiz üzülerek izledik. Oysa, bu kent kendi yetiştirdiği değerlere, onların birikimlerine inanabilse, çok daha olumlu işler yapılabilir.

1. Antalya Limon Kısa Film Günleri’nin bu yönde de önemli adım oluşturacağını düşünüyorum.

Öyleyse 20-21-22 Kasım günleri Antalya Müzesi Salonu’nu dolduralım ve bu kentin kendi olanaklarıyla bir şeyler yapabileceğini kanıtlayalım.

 

Ahmet Tüzün