Nereden Nereye

Albert Camus’un, “ Ben futboldan hayatı öğrendim” sözleri, İngiltere’de bir çok okulda futbol dersi konulurken sunulan “Futbol adalet ve paylaşım duygusunu geliştirir” gerekçesi bir kez daha kanıtlandı.

Yılların teknik direktörü Mustafa Denizli 3-0 kaybettiği Galatasaray maçına çıkarken savunmada 4 – 3 – 2  - 1 dizilişiyle yer alırken, hücumda ise 4 – 1 – 4 – 1 dağılımını amaçlamıştı. İstediği orta alanda, santra çizgisine yakın bölgede Galatasaray’ı karşılamak, onları top kaybına zorlamaktı. Ancak,  bir Teknik Direktör kafasında düşündüğü taktiği, sahaya yayılışı gerçekleştirirken elindeki oyuncu birikimini iyi değerlendirmesi gerekir. Denizli’nin düşündüğü saha dizilişinde oyunculardan  beklediği hem savunma hem de hücum yapma özelliğini bir arada bulunduran futbolcu bırakın Türkiye Süper Ligi’nde, dünya futbolunda da az bulunuyor artık. Savunma yaparken 4 – 3 – 2 – 1 dizilişi, hücum sırasında savunmacıların kanatlardan hücuma katılarak destek vermesini öngörüyor. Bunun için, fizik teknik düzeyi yüksek oyuncular gerekiyor. Beşiktaş da bu tip oyuncuların yeterince olduğunu söyleyemeyiz.

Bir Teknik Direktör’ün maça takımını taktiksel olarak nasıl hazırladığını, oyuncu malzemesini ne kadar tanıdığını Salı akşamı Manchester United’in başında bulunan Alex Ferguson bize gösterdi. Onbir defa Premier Lig şampiyonu olmuş, Şampiyonlar Ligi’nde final oynamış ve bu en önemli kupayı evine götürmüş Manchester United bir kazaya uğramamak için oyuna temkinli başladı. Beşiktaş ise çok koşan, ancak bu koşmanın, çabalamanın amacının ne olduğunu bilmeyen bir görüntüdeydi. Manchester United sabırla topu koştururken, eline geçecek gol şansını da oyun düzenini bozmadan bekledi. Maç istatistiklerine baktığımızda Beşiktaş’ın daha fazla koşmuş olduğu tesadüf değildi. Manchester United topu kendinde tutarken rakibi yormayı amaçlıyordu. Maçın son yirmi dakikasında Alex Ferguson bitirici darbeyi vurdu. Ronny ve Valencia’yı çıkararak çift santrafor’a döndü, takımını biraz daha ileri çıkardı. Beşiktaş’ın bu hamleye karşılık verecek ne taktik anlayışı ne de gücü vardı.

Üzücü olan, Türkiye Süper Ligi şampiyonuna karşı Manchester United’ın kendini zorlamadan galip gelebilmesiydi. Bu aynı zamanda Ligimizde oynanan futbolun düzeyinin kanıtı değil mi?

Girişte,  Camus’un  sözlerini alıntılarken, futbolun sadece bir oyun olarak görülmemesi gerektiği, içinde hayatla ilgili unsurlar taşıdığına göndermede bulunmak istedim.

Bize sunulan hayatımızda da aynı şeyler geçerli değil mi? Bir işe koyulurken, onu bitirmeye çalışırken kendinizin ve birlikte yola çıktıklarınızın donanımlarını iyi hesaplamak zorunda değil misiniz? Yapabileceklerinizin sınırlarını iyi hesaplamanız gerekmiyor mu?

Yapılan her iş, ortak bir paylaşım sonucu ortaya çıkar. Takım çalışması, herkesin görevinin bilincinde olması kimsenin öne çıkmaması işi kolaylaştırır.

Beşiktaş’ın sahada büyük bir güç harcarken dağınık görünmesi, Manchester United’in ise takım ruhuyla bir bütün olarak ne yaptığını bilmesi bize bunu yeterince kanıtladı.

Bir tarafta kusursuz işleyen bir dişlinin çarkları, diğer tarafta bir türlü yerine oturamayan dişliler.

Ahmet Tüzün