Kendi İçine Kapanmak

Gece yarısı saat 01.30. Venezuela’nın bir televizyon kanalında Chavez’i seyrediyorum. İktidara geldiğinden bu yana yapıldığı gibi Bakanlar Kurulu Toplantısı canlı yayınlanıyor. Biraz izledikten sonra karşıma Arte çıkıyor. Fransız ve Almanların ortak  kurduğu bu kültür kanalında bilişim alanında “çocuk istismarı ve pornosu” konuşuluyor. Kısa bir süre sonra Almanya’nın haber kanalı Deutsche Welle’ye geçiyorum. Haberlerin büyük bölümünü Almanya’nın küçük bir kasabası olan Gorleben’e gömülmesi düşünülen nükleer atıklara karşı yürüyüş ve Haiti’deki kolera salgını oluşturuyor.

Bugün, yirmibeş – otuz yıl önce hayal edemediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Dünyanın herhangi bir köşesinden bir başka uzak köşesine sözlü ve görüntülü ulaşmanız mümkün artık. Gecenin bir yarısı bilmediğiniz bir ülkenin anlamadığınız ama ilginç gelen dili çıkıverir karşınıza. Sadece bir yerlere ulaşmak bağlamında almamak gerekiyor bu gelişmeyi. Aynı zamanda bizi bir soruyla da baş başa bırakıyor.: Yaşadığın ülke sana birey olarak ufkunu açma olanağını ne kadar sunuyor ? Sonuçta, birey olarak yaşadığımız toplumun parçasıyız. Kendi olanaklarımızı da katarak, o toplumun sunduğu birikimlerle şekillendiririz kendimizi. En üst düzey teknolojiye sahip olmak, onu kullanmak yeterli değildir. İçeriği de, onu nasıl doldurduğunuz da önemlidir. Yabancı televizyon kanallarında gezintiye çıkmadan önce ulusal televizyonların gece haber bültenlerini izlemiştim. Bizde sunulan haber konuları ile yabancı televizyonların yer verdikleri çok farklıydı. Karşılaştırmaya gidince şöyle bir duyguya  kapılıyorum. Amerikalılar dünyanın sadece kendi ülkelerinden oluştuğunu, Amerika’nın sorunlarından başka çözüm bekleyen konular olmadığını düşünürler. Ben de, bizim haberleri izledikten sonra dünyanın sadece Türkiye’nin sorunlarından oluştuğu sanısına kapılıyorum. Neler mi? Kadınlar üzerinden yapılan bir o kadar onları aşağılayıcı boyuta ulaşan türban sorunu,  siyasi liderlerin düzeysiz atışmaları.

Oysa, tartışmamız gereken konular ülke sınırlarına hapsedilmeyecek kadar geniş.  Türkiye, önümüzdeki yıllarda nükleer santral yapımları için en fazla gündeme gelecek olan ülkedir. Peki, bu deneyimi yaşamış olan ve bugün yürüyüşlerin yapıldığı ülkelerdeki insanlar bu tür enerji üretimine niye karşılar? Tren yollarını kapatarak atıkların taşınmasını önlemeye çalışıyorlar. Yine sıkça tartışılan bilişim alanındaki telif hakkı, çocuk istismarı ve pornosu konusunda ne durumdayız? Türban meselesinde iki yüzlü kıstasların uygulanması ya da böyle bir uygulamanın etik olup olmadığı dışarıda sıklıkla tartışılıyor. Bu konuda doğru dürüst bir tartışma ortamı yaratılamıyor. Son dönemde dışarıda yapıldığı gibi bunu evrensel haklar bağlamında ele almayı beceremiyoruz. Alman Cumhurbaşkanı’nın yanlış anlaşılan sözlerinde de bu vardı. Birbirimize tahammül, önyargılardan uzak çözüme ulaşılabilmeli. Türban ya da başörtüsü sorunlarıyla karşı karşıya kalan diğer ülkeler bunu anlamış durumda.

Herhangi bir konuda sizin ufkunuzu açacak olanakların sunulmadığı, düşünce ikliminin kurutulduğu, farklı seslerin hemen damgalandığı bir ülkede bunlara ulaşabilmemiz zor görünüyor.

Ben kendi adıma, her konunun keskin çizgilerle, siyah-beyaz şeklinde tartışılmasından bıktım. Türkiye sınırlarını dışarıya kapatan, kabuğuna çekilen bir ülke oluyor. Bunu dış görünüm anlamında söylemiyorum. Düşünce iklimi elimizden kayıp gidiyor.

Ahmet Tüzün