Ömer Lütfi AKAD


19 Kasım 2011’de Türk Sineması önemli bir değerini, Ömer Lütfi Akad’ı kaybetti. 1916 yılında İstanbul’da başlayan hayat yolculuğu 95 yaşında noktalandı. Ömer L. Akad kendisiyle yapılan geniş kapsamlı bir söyleşide sineması hakkında şunları söylüyor.: “Sinema benim için bir dil yaratma sorunudur. Toplumsal ve günlük hayattaki gözlemlerimin başka bir alanda ifade bulmasıdır. İşte bu ifade bulma çabası sinema dilini oluşturur. Bizde uzun süre sinema sadece oyunculuk olarak ele alınmıştır. Oysa, çektiğiniz filmin o günkü toplumsal durumu, mekan zaman ilişkisi kendi kameranızda gözler önüne konulmalıdır. Benim yapmaya çalıştığım ve son filmime kadar savunduğum anlayış budur.“ (*)

Sinemaya ilk adımını 1946’da Şakir Sırmalı’nın yönettiği “ Domaniç Yolcusu” adlı filme yapımcı olarak katkıda bulunarak attı. 1948 yılında “ Vurun Kahpeye” adlı filmle yönetmenliğe başladı. 1952’de,” Kanun Namına” filmiyle başyapıtlarından ilkine imza attı. Akad, aynı zamanda bu filmle Ayhan Işık’ı sinemamıza kazandırdı. 1952’den sonra Lütfi Akad, sanatçı sezgisiyle Türkiye’nin feodaliteden kapitalizme geçiş  çabalarını  gözlemledi. Özellikle bu dönemden sonra onu Türk Sinemasında gerçek yerine oturtan göç olgusunu ele almaya  ve sinema mekanı olarak kırsaldan kente uzanmaya başladı. 1967 yılında Yılmaz Güney’le yaptığı çalışma sonucu “ Hudutların Kanunu”, “ Ana”, “ Kızılırmak Karakoyun” üçlemesi aynı zamanda  Akad’ın sinema serüveninde ikinci dönem anlamına geliyordu.  Bu üçleme Türk sinemasında bir ilkti ve daha sonra sinemamıza kazandırdığı ikinci üçlemenin de habercisiydi. “Gelin” (1973), “Düğün” (1973), “Diyet” (1974) filmlerinde Ömer Lütfi Akad , “ iç göç” olgusunu ele alırken bu olguyu genişleterek feodal değerlerin kent değerleriyle çatışmasını, insanın ruh dünyasında yarattığı çelişkileri ustalıkla verdi. Artık, iç göç sadece köyden kente gelişen bir hareket değildir. Geçen zaman içerisinde kırsal değerler kent yaşamında kendine yer bulmaya başlamış ve çelişkilerini de beraberinde getirmiştir.Bugün gündemimizden düşmeyen  töre cinayetlerini, kadına şiddeti sanatçı öngörüsüyle bizlere ilettiğini söyleyebiliriz.. Akad’ın, son üçlemesinde yansıttıkları, bugün yaşadıklarımıza ne kadar çok benziyor.

1967,1968, 1974 yıllarında Altın Portakal Film Festivali’nde çeşitli dallarda Ödül alan Lütfi Akad, 1983’de, 20. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Onur Ödülü’ne değer görüldü. Ömer Lütfi Akad,  bir sanatçının tek boyutlu olmaması gerektiğini gösterdi bizlere. Senaryolarını hazırlarken, Yaşar Kemal, Atilla İlhan, Yılmaz Güney gibi isimlerle birlikte çalıştı. Ayrıca, genç dönemlerinde edebiyat dergilerine öykü ve şiirler gönderdiğini, üzerine gitseydi bu alanda da başarılı olabileceğini biliyoruz. Tiyatro ve resimle de ilgileniyordu.

Ömer Lütfi Akad, sinemamızda değerli yapıtlar bırakarak, kendi dilini yaratma konusunda çaba harcayarak göçüp gitti dünyamızdan.

Ahmet Tüzün

*“Yönetmenlerimizle Söyleşiler :  Ömer Lütfi Akad / Boğaziçi Yayınları / İstanbul, 2007

*Ömer Lütfi Akad’ın Sinemografisiyle ilgili bilgiler Agah Özgüç’ün,

Türk Film Yönetmenleri Sözlüğü (Agaro Yayınları, İstanbul 2007, 5. Baskı) adlı kitabından alınmıştır.

Ahmet Tüzün

Cumhuriyet Akdeniz - 1 Aralık 2011