Ercan Kaptan


O’nunla, Kale Kapısı’nda karşılaştığımızda hemen sitemlerini dile getirdi: “Bunca yıllık Cumhuriyet okuruyum, gazeteyi takip etmeye çalışırım. Geçenlerde balıkçılık ile ilgili bir dizi yazı yayınladınız. İnsan bir de, bunca yıllık balıkçı olarak benim de fikrimi alırdı. “Ercan Kaptan, söyleyeceklerine benim Perşembe günkü köşemde yer verebilirim”, diye yanıtladım kendisini; iki gün sonra buluştuk, sohbet ettik.

Sözü Ercan Kaptan’a bırakıyorum. İşte, Antalya’da balıkçılığın sorunlarıyla ilgili onun söyledikleri:

“1960’da başladım balıkçılığa. 50 yılı geride bıraktım. Antalya doğumluyum. Küçük bir heves olarak başlayan balıkçılık zamanla sevdaya, tutkuya dönüştü. Sonra işlerimi büyüttüm. Ortaklarımla, “Kısmet 1” , “ Kısmet 2” teknelerini işletmeye başladık, ardından lokanta açtım.”

Araya giriyorum ve “ o günden bugüne neler değişti?”, diye soruyorum. “Başladığımda çok fazla balık çeşidi vardı. Şimdi balık azaldı. Bizim sahile özgü olan Kefal balığını bulmak artık mümkün değil. Avladığımız mevcut balıklar da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Sahil kenarlarına yapılan oteller, denize bırakılan atıklar ve özellikle Antalya’da 1970’li yıllarda ANTBİRLİK’in uçakla pamuk tarlalarına bıraktığı zirai ilaçlar büyük zarar verdi. İlaçlama yapıldığı gün denizde ölü balıkların yüzdüğünü, telef olduklarını bilirim.” şeklinde yanıtlıyor. Alınması gereken önlemler konusunda ise şunları söylüyor:”Denizciliğin ve balıkçılığın sorunları hem Ulaştırma hem de Tarım Bakanlığı’nın elinden alınmalı. Denizcilik Bakanlığı kurulmalı. Büyük bir sorun olan erken avlanmayı daha iyi denetleyebiliriz. Gerçi son iki yıldır Sahil Güvenlik daha iyi denetliyor. 15 Nisan – 15 Eylül av yasağı dönemi. Umarım buna uyulur. Türkiye’nin kırmızı ette yaşadığı  ithal et sorununu balıkçılıkta da yaşıyoruz. Mercan, Levrek, Lagos gibi balıklar Senegal’den ithal ediliyor. Palamut ve Somon Norveç’ten geliyor.”

Ercan Kaptan sorunların aşılmasında bizlere, tüketicilere büyük görevler düştüğünü söylüyor ve ekliyor:” Balık tüketmenin pahalı bir iş olduğunu düşünenler var. Aynı şey balık lokantaları için de geçerli. İnsanlar oralara gittiklerinde büyük hesaplar ödeyeceklerini zannediyorlar. Oysa durum öyle değil. Ne kadar çok balık tüketirsek bizlerin de yaşama şansı var.”

Bugün sözü bir balıkçıya, Ercan Arslannur’a bıraktık. Bambaşka bir dünyaya açıldık. Kendisini bize cömertçe sunan Akdeniz’i, doğayı nasıl hoyratça kirlettiğimizi bir kez daha anladık.

Denizler bitmesin!..

Ahmet Tüzün

Cumhuriyet Akdeniz - 21 Nisan 2011