Duyarlı Olabilmek


Antalya, sanat ve kültür alanında sansüre, müdahaleye yabancı değildir.  Bazı örnekleri geçmişten bugüne yapacağımız kısa bir yolculukla anımsayalım. 1973 – 1980 yılları arasında, Selahattin Tonguç döneminde yapılan “ Altın Portakallar” da sadece sinemalar, filmler saldırıya uğramadı. Şehrin belirli yerlerinde yapıtlarını oluşturan, sergileyen plastik sanatçılar da şiddetten nasibini almıştı.  12 Eylül’le birlikte geride kalan resim ve heykeller yok edildi.  O dönemden bize sadece Kuzgun Acar’ın “El” ve Mehmet Aksoy’un “İşçi ve Oğlu” heykelleri ulaştı. Onlar da yıllarca rahat bırakılmadı. Biraz daha günümüze gelirsek, “Attalos Heykeli” etrafında koparılan yaygara belleklerimizden silinmedi.  Kemer’de “Aşk Heykeli” kaldırıldı. 2010’da, 47.Altın Portakal Film Festivali’nde Emir Kusturica’nın yaşadıkları üzücüydü.

Geçen yıl ise kentimiz sanata ve kültüre müdahale konusunda bizi endişelendiren olaylar yaşadı. Hasan Kıyafet ve Salih Mercanoğlu adına bir okulun düzenlediği söyleşi ve imza gününe Kepez Milli Eğitim Müdürlüğü’nce müdahale edildi. Antalya Devlet Tiyatrosu’nun düzenlediği, “ Uluslararası Tiyatro Festivali”nde, İsrail’den gelen topluluk oyunlarını sergileyemeden dönmek zorunda kaldılar.

Ekim ayında düzenlenen 48. Altın Portakal Film Festivali’nde, Antalya Büyükşehir Belediyesi, 12 Eylül’ün yaralarını bir nebze olsun sarmaya çalıştı. Ancak, sansürün ve sanata müdahalenin devam ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

İstanbul Modern’de, Bubi Hayon’un bir yapıtının sergilenmesi engellendi.  Bu müdahaleyi, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in sözleri takip etti. Sözleri kaygı vericiydi ve toplumun büyük kesiminin sanata ve sanatçıya artık nasıl baktığının yansımasıydı. Bakan Şahin’e göre, sanatçılar “ Terör’ün Arka Bahçesi”dir. Aslında, bu yaklaşımla Şahin, “Dikensiz Gül Bahçesi” arzusunu dile getiriyordu.  Bakanın anlayışına göre, muhalif olan, farklı düşünce üreten terörün bir parçasıdır. Oysa, rahatsız olduğu bu durum, sanatçının doğasında vardır. Sanatçı, hangi koşulda olursa olsun, sorunlara duyarlılık gösteren “ huzursuz birey”dir.

Sanata ve kültüre sansür, müdahale, kayıtsız kalındığında kısa sürede sizi de cenderesi içine alan bir durumdur. Ben sansür ve sanatın engellenmesi söz konusu olduğunda yerel, bölgesel kaygıları bırakıp ulusal sanat ortamının bir parçası olmanız gerekiyor. İdris Naim Şahin’in sözlerine Antalya’dan örgütsel ve bireysel anlamda tepki gelmemesi bu kentin sanatçısının içe kapalı,” beni burada sanatçı diye tanımlasınlar yeter” anlayışının bir sonucu mudur?

İnsan sormadan edemiyor. GÜSAD, ANSAN gibi örgütlenmeler ne işe yarar?

Kayıtsız kalındığında neler olabileceğini o hikaye ne güzel anlatır bizlere: “İlk önce etrafımdan bazı kişileri götürdüler. Sonra yakınlarımdan bazılarını içeriye aldılar. Sıra komşularıma geldi. Beni almaya geldiklerinde yardım istedim, arkama baktım, kimse kalmamıştı.”

Ahmet Tüzün

Cumhuriyet Akdeniz - 5 Ocak 2012