Bir Ödül – Bir Batık


1991 yılının Eylül başlarıydı. Telefonum çaldı. Karşımdaki ses şunları söylüyordu: Ben Ümit Kargılı. TRT Antalya Radyosu’ndan arıyorum. Sabahları yayınladığımız “Akdeniz’den “ adlı program içerisinde yeni kitapların tanıtıldığı bir bölüme yer vermek istiyoruz. Bu konuda sizi önerdiler. Olabileceğini söyleyerek bir gün sonrası için sözleştik. Ertesi gün küçük bir toplantı yapıldı, programın adı konuldu, giriş müziği hazırlandı. Köşenin adı “Yayın Dünyası” olacaktı ve Mozart’ın “Eine Kleine Nacht Musik” parçasıyla açılacaktı. 1996 yılına kadar  5 yıl bazen canlı, bazen telefon bazen de bant kaydı yoluyla kesintisiz bu köşeyi sürdürdüm. Sonrasında ise programa iki haftada bir konuk oldum.  Önemli kitapları ve yazarları bazen telefonla bazen canlı olarak konuk ettim. Benim için bu süreç içerisinde kurduğum dostluklar çok önemliydi. Bugün belleğimde ve anılarımda yer alan nice arkadaşlarla tanıştım. Ümit Kargılı, Cengiz Duru, Ali Fuat Gülmez, Osman Nuri Boyacı, rahmetli Saffet Uysal, Nuri Erkal, Erol İşbilir, Hüseyin Aslangiray, Mustafa Cansız, Gürsel Kaya aklıma ilk gelen isimler. Bu arkadaşlar dönüşümlü olarak “Akdeniz’den” programını hazırlıyorlardı.

İlgi alanlarımızın ve kitap sevgimizin örtüşmesi nedeniyle Ümit Kargılı ile arkadaşlığımız, dostluğumuz ayrı pekişti. Program sonrası odasında futboldan, kitaplara yaptığımız söyleşiler bugün bile belleğimde duruyor ve ayrı bir tadı var. Ancak, gözlemlediğim hep önemli bir nokta vardı, Ümit yaptığı işten hoşnut değildi. Tek düze, yaratıcılıktan uzak programlar yaptığını düşünüyordu. Gerçektende 90’lı yıllar TRT’si bugünkü gibi değildi. Hantal, insanı bıktıran yapısı vardı. Ümit bir arayış içerisindeydi. 2000 yılının başında “Yayın Dünyası” adlı bölümden ayrıldım. Fazla görüşemez olduk. Zaman zaman telefonda hal hatır soruyorduk, konuşmalarımız daha ötesine geçmiyordu.

Bundan 2 yıl önce bir gece sıkıntısıyla kanalları taramaya başladım. TRT3’te görüntüleri ve müziğiyle beni çeken deniz altı dünyasını yansıtan bir program gösteriliyordu. Programı sonuna kadar izledikten sonra isminin ”Mavi Tutku” olduğunu öğrendim ama esas güzel olay yapımcılarıyla ilgiliydi. Ümit Kargılı ve Hakan Aslan kotarmışlardı programı. Sonra Mavi Tutku’nun devamlı seyircisi oldum. Hiçbir bölümünü kaçırmadım. Geçen haftalarda okuduğum bir haber ve aldığım telefon ne kadar doğru iş yaptığımı kanıtladı: “Mavi Tutku”, Antalya Gazeteciler Cemiyeti tarafından“Yılın Belgeseli”“seçilmişti. Birkaç yıl önce iyi işler yapamamaktan, tek düzelikten yakınan Ümit Kargılı bugün bizlere,  evlerimize deniz dünyasını getiriyor.

Bizler,  Antalya Yat Limanı’ndaki batıkla büyüdük. Adeta bir şehir efsanesiydi. Çocukluğumuzda herkes bir öykü uydururdu batıkla ilgili. Ümit Kargılı ve Hakan Aslan, Mavi Tutku’nun bir bölümünü bu batık savaş gemisine ayırmışlar ve işin aslını tanıklarıyla ortaya koymuşlardı. Gemi Kıbrıs’tan havalanan İngiliz uçakları tarafından Adrasan Koyu’nda sıkıştırılır ve bugünkü Yat Limanı yakınlarında batırılır. Fransız bayraklı savaş gemisi Suriye’nin Başkenti Şam’a askeri malzeme götürüyordu. Mavi Tutku da canlı tanıklarıyla o dönem ayrıntılarıyla anlatıldı.

Dileğimiz Mavi Tutku’nun bu bölümü daha iyi değerlendirilir ve belki kent müzesinin arşivlerinde yerini bulur. Mavi Tutku’nun en kısa sürede TRT marketlerde yerini alması ümidiyle.

Hakan Aslan ve Ümit Kargılı’yı tebrik ediyorum.

Nice güzel işlere…

Ahmet Tüzün

Cumhuriyet Akdeniz - 28 Nisan 2011