Arap Mustafa


Kent Müzesi Söyleşileri kapsamında, 06 Kasım 2010, Cumartesi günü  “ Antalya’da Yerel Basın” konuşuldu. Katılımcılar,  deneyimlerini ve anılarını anlattılar. Söyleşi sonunda bu alanla ilgili oturumların devam etmesi gerektiği vurgulandı. Sözlü basının konumu, internet haberciliği, Üniversite – Yerel Basın ilişkisi gibi konular çok boyutlu şekilde ele alınmayı bekliyor. Oturumlar, bu alanda çeşitli biçimlerde görev almış kişilerin anıları ile zenginleştirilebilir.

 

Bir meslek alanında öne çıkanların yanı sıra, ismini bilmediğimiz ama emeği geçmiş insanlar vardır. Emek verdikleri alanın önemli ipuçlarını, anlattıklarıyla verirler onlar bize. Şimdilerde, bir durakta taksicilik yapan Mustafa Akdağ, “Arap Mustafa” böyle biridir. Antalya’ya gelişini ve sonrasını şöyle aktarıyor bize. : “ 1950 Urfa doğumluyum. Yoksul bir aileden geliyorum.1964 yılında Diyarbakır Ergani Öğretmen Okulu Sınavları’nı kazandım. Parasız Yatılı’ydı.  Okula kayıt sırasında bazı belgeler istendi. Ben ise sınava saklı girmiştim. Babam okumamı istemiyordu. Tekrar memlekete dönmeyi göze alamadım, annemin cebime koyduğu üç beş kuruş parayla Diyarbakır’dan Antalya’ya Amcam “Boyacı Ahmet”in yanına geldim. Zincirli Han’ın önünde ayakkabı boyacılığı yapıyordu. O nedenle Kalekapısı’ndaki esnafı tanıyor ve seviliyordu. Yine Kalekapısı’nda Kahveci Şaban’ın yeri vardı. Orada işe başladım. Kısa süre sonra esnafa çay getirip götürmeye başladım. Bu koşuşturmalarımın birinde gazete dağıtımcılığı yapan Mehmet Hazar’ın dikkatini çektim.  Kısa bir süre sonra kendimi onun yanında buldum. Tarihi bugün gibi hatırlıyorum. 16 Mart 1965. Böylece benim gazeteyle tanışma, her sabah onu dağıtma maceram başladı. Sabah 06:30’da hava müsaitse kamyonlar deponun önünde olurdu. Depo ise eski Gazi Mustafa Kemal İlkokulu’nun bugünkü Valiliğin karşısındaydı. Benimle birlikte Ali Çoksu vardı. Görev bölümü yapılmıştı. Ben Kalekapısı, Güllük, Şarampol semtlerinden sorumluydum. Gazeteleri omzumuzda çantayla taşırdık. Bütün gün abonelere dağıttıktan sonra, kalanları akşamüzerine doğru Dönerciler Çarşısı’nın girişinde satmaya çalışırdım. Antalya’ya gazetelerin gelmesi havayla çok ilgiliydi. Özellikle, yaz aylarında çoğunlukla günlük gelirdi. Kışın ise iki üç gün sonrasının gazetesini okurduk. Hatırlıyorum. Yağmurlu havalarda, İkizler’in teknesini kamyona yükler Kırkgöz’e götürürdük. Oradan gazeteleri tekneye yükler karşıya geçerdik. Karşıda bekleyen kamyona taşır, şehre getirirdik. 1967 yılının sonlarına doğru “Üç Tekerlekliler” çıktı. Gazete dağıtımına bir nebze olsun kolaylık geldi. O dönemde Gameda ve Hür Dağıtım vardı. Gazeteleri bizlere İstanbul’dan onlar ulaştırırdı. Ben de kalan izlenimlerden en önemlisi yoğun gazete okuyucusunun Yenikapı bölgesinde olmasıydı. Ses, Hayat, Fotoroman, Cep Fotoroman gibi dergilere daha çok Bahçelievler’den talep olurdu. Ben, Mehmet Hazar’ın yanına sonradan girdim. Ancak, Ali Çoksu, depo sorumlusu Mehmet Ali Akıllı daha öncesini iyi bilirler. 1974 yılında bu işi bıraktım. “

Mehmet Hazar’ın ailesinden sadece Mustafa Hazar kaldı. Yazıyı hazırladığım günlerde rahatsızdı ve buluşmamızı erteledik. Kent Müzesi, daha sonra yapılacak söyleşilerde

Mustafa Akdağ’a,  Mehmet Ali Akıllı ve Ali Çoksu’ya yer verebilir. Onların da şüphesiz anlatacakları ilginç anıları olabilir.

Ahmet Tüzün

Cumhuriyet Akdeniz - 1 Aralık 2010