Ana Dil


Dün akşam televizyon kanallarının birinde,  ”Ana Dilde Eğitim”in tartışıldığı programı seyrederken aklıma düştü Nuri Erkal.

Onu ilk olarak 1986 yılında, Isparta’ya yaptığım bir otobüs yolculuğunda tanıdım. Yolculuk süresince sohbet ilerledikçe, ikimizin de aynı kaderi paylaştığımızı, 1402’lik olduğunu öğrendim. Isparta’ya Çalışma Müdürlüğü’ne sürülmüştü, çok sevdiği ve daha sonra geri döndüğü TRT’den. Gariptir, ikinci karşılaşmamız yine bir yolculuğa rastlar. Bu defa Ankara’ya gidiyorduk. O zaman, 1402’liklerin vekaletlerini  verdiği Anıl Çeçen’le görüşmemiz gerekiyordu. Otobüste, Nuri  Erkal’la  yine  yan yana düştük. Yaklaşık sekiz saatlik yolculuk boyunca sohbet koyulaşırken onu daha yakından tanıma fırsatını buldum. Daha sonraki yıllarda farklı ortamlarda birçok şeyi  birlikte paylaştık.

“Kırk Merdiven”i çıkarırken, TRT Antalya Radyosu’nda, hazırladığı “Akdeniz’den Programı”nda, bana da 15 dakikalık “Yayın Dünyası” köşesi ayrılmıştı. Yeni kitapları tanıttığım bu köşe vesilesiyle onun yapımcı olarak çalışmalarına tanık oldum. ANSAN Edebiyat Komisyonu’nda birlikte çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik. Erkal bu çalışmalarıyla yetinmedi. Başta, “Yerdeki Yazı”  adlı öykü kitabı olmak üzere, Şiir ve Deneme alanında da ürünler verdi.  Nuri Erkal’ı sadece bunlarla değerlendirmek haksızlık olur.

Yoksulluk içinde büyüyen, kendini geliştiren ve Türkçemizi ana dili Kürtçeden daha iyi konuşan biridir. Öyle ki, iyi, temiz Türkçenin en fazla arandığı bir kurumda, TRT’de, otuz yıla yakın, başarılı yapımlara imza attı. Yine, dilimizin özenle kullanılmasına dikkat eden bir başka kurumdan, eski T.D.K.’dan ödül aldı.

22 Kasım 2007’de ANSAN’da kendisi için yapılan etkinlikte Rıfat Aras’ın söyledikleri hiç aklımdan çıkmaz. Aras şunları demişti : “çocukluğu yoksulluk içinde geçen biri yeni tanıştığı dilde kendini o kadar geliştirdi ki ana dili Türkçe olan birisinden daha iyi, daha güzel kullanıyor dilimizi. Sadece bununla yetinmez Erkal ;  Türkçenin yanlış ve kötü kullanımına da itirazı vardır sürekli. Tersini düşünebiliyor musunuz? Ana dili Türkçe olan birisi, Kürtçeyi çok iyi konuşsun, onun doğru kullanımına özen göstersin. Bunu başardığımız anda birlikte ve kardeşçe yaşamamızın da yolu açılacaktır.”

Nuri Erkal’ı sadece, ana dil bağlamında örnek vermek doğru olmaz. O aynı zamanda,  iki halkın süreç içerisinde nasıl iç içe geçtiğine, sevinçleri, acıları ortak paylaştığına örnek oluşturur.

Yoksa, “ Kemiklik”ten,  Kışla Mahallesi’nden bir Antalyalı ile Diyarbakırlının ortak yaşam kurmasını nasıl izah edebiliriz?  Demek ki, Kürt sorununu tüm boyutlarıyla tartışmak, uygarca aşmak için olanaklarımız ve umudumuz tükenmedi.

Ahmet Tüzün

Cumhuriyet Akdeniz - 3 Mart 2011