AKSAV

Nisan ayı büyük kentlerde önemli etkinliklerin yaşandığı bir dönemdir. Sinema, tiyatro ve caz alanında düzenlenen festivaller hep bu ayda gerçekleştirilir. Anılan etkinliklerin kuruldukları günden bugüne ulaşmalarında kurumlaşmış olmalarının payı vardır. Böylece, ülkemizin kültür sanat yaşamında bir yer edinmişlerdir. Ancak, kurumlaşmanın nasıl gerçekleştirildiğine de bakmak lazım. Etkinlikleri düzenleyen kurumlar, etkinliğin düzenlendiği sanatsal alanda yetkin olan kişilere sorumluluk veriyorlar. Onları bir araya getirmek, onlara güvenmek ve sorumluluk vermek aynı zamanda kurumun kültürel ve sanatsal bağlamda birikimini de yansıtır.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, bu koşulları yerine getirdiği için saygın bir konuma ulaşmıştır, düzeyli etkinliklerle ülkemizin saygın kurumu katına yükselmiştir. Kısa bir süre önce yitirdiğimiz Şakir Eczacıbaşı’nın çabalarını da unutmamak gerekir.

Şakir Eczacıbaşı Talat Sait Halman ve birçok önemli isim Vakfı’n Yönetim Kurulu’nu oluştururken, etkinliklerin sorumluluğu ise bilgili ve donanımlı insanlara bırakılıyor. Genel Müdür Görgün Taner yönetiminde gelecekte de ülkemizin kültür sanat yaşamına önemli katkılar konulacağından kimsenin şüphesi yoktur.

Bursa, İzmir, Eskişehir, Mersin, Afyon gibi kentlerimizde bulunan kültür sanat vakıfları da ses getiren, ilgi çeken işlere imza atıyorlar.

Antalya Kültür Merkezi’nin 1996 yılında açılmasıyla, kentimizde kültür sanat alanında gelişmeler olacağını ummuştuk. Bu umutlarımızı o dönemde kurulan AKSAV daha da kuvvetlendirmişti. Ancak, düşündüklerimizin hiçbiri gerçekleşmedi. Bırakın, AKSAV’ın bazı etkinliklerinin kurumlaşmasını, Vakıf kendi kurumlaşmasını sağlayamadı. Vakfın Antalya Büyükşehir Belediyesi ile olan ekonomik ve siyasi bağı, AKSAV’ın elini kolunu bağlar niteliktedir. Kurum, politik etkilenmelerden uzak kalmayı becerememiş, gelen her yerel yönetim, Vakfı, yandaşlarına iş imkanı sunabildiği bir yer olarak görmüştür. İş bulma vaatlerinin yerine getirildiği Vakıfa, her dönem, sanat ve kültür dünyasından uzak kişiler alınmıştır.

Üst yönetimde bulunanlar ise, kendi konumları, kentteki saygınlıkları açısından yitirilmemesi gereken bir yer olarak görüyorlar AKSAV’ı.

Kültür ve sanat alanında uğraş vermenin ayrı bir birikim gerektirdiği düşüncesi hiçbir zaman gündeme getirilmedi. Yine üst yönetim yukarıda belirtilen kaygılardan yola çıkarak kentteki insan birikiminden faydalanmayı, onları Vakfa kazandırmayı hiç düşünmediler. Dışarıdan getirilen, kenti tanımayan, “ İthal sanat adamları”nı yönlendirmenin daha kolay olduğunu biliyorlardı.

AKSAV’ın yenilenmesi pek mümkün görünmüyor. Çünkü, böyle bir yenilenme adımı, Vakfın içerisine çöreklenmiş olan ve varlık gerekçesini sadece orada bulan insanların sonu demektir.

Sorarım size, elindeki oyuncağı kim kaybetmek ister ki?

Ahmet Tüzün